koral çağman

blue
havadan çalışma bakanı olan dp milletvekili.
istifa ediyorum deyip istifa etmesi bile muallakta kalan siyasi tanınmamış kişilik. istifa etti etmedi mi bilen yok.
çalışanın haklarını budanmasına vesile olan kişi..

bekir azgın

mamudemmi
Neredeyse tüm öğrencilerin sert deyip korktuğu ancak kendisini tanıyınca kimsenin onu anlamadığı görüyorsun. Sert değil ciddi, fikirlere kapalı değil, anlamak için çok dikkatli. Ve gerçekten keşfedebilene sımsacak yuvadır yüreği.
Bekir Azgın'ın öğrencisi isen mutlaka çok şey öğrenmişsindir, ders dışında da.

yücel hatay

mengene
13 ağustos 1946'da lefkoşa'da doğdu. ilk, orta ve lise eğitimini lefkoşa'da tamamladı. 1963 yılında spor muhabirliğine başladı. 1967 yılından 1971 yılına kadar yüksek öğrenimini yaptığı ankara'da halkın sesi'nin türkiye muhabirliğini yürüttü. ankara iktisadi ve ticari ilimler akademisi'nden mezun olduktan sonra 1972-1975 yılları arasında halkın sesi'nin spor şefliği görevinde bulundu.

1975-1989 yılları arasında halkın sesi, zaman ve birlik gazetelerinde spor yazarlığına devam etmiştir. 1971 yılında Masa Tenisi Federasyonu'nun ilk yönetim kurulunda yer almıştır. Güreş Federasyonu'nda 1977-1986 yıllarında genel sekreter, 1986-2000 yılları arasında merkez hakem komitesi asbaşkanı olarak hizmet vermiştir. 1975-1977 yılları arasında gençlik, spor ve Kültür İşleri Dairesi'nde yayın memurluğu görevi yapmıştır. 1977-1986 yılları arasında sosyal sigortalar dairesi'nde muhasebe memuru görevinde çalışmıştır. 1986 yılında kamu görevinden ayrılmıştır. 1996-2002 yılları arasında kıbrıs gazetesi spor şefi olarak görev yapmıştır.

özben aksoy

alasya
Kıbrıslı Türk Yazar. eğitimci.



25 Ekim 1946, Piskobu'da doğdu. 19 Mayıs Lisesi'ni bitirdi. 1973 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli okullarda öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Bayraktar Türk Maarif Koleji'nde müdür vekilliğinden Atatürk Öğretmen Okulu'na geçti.

Kıbrıs'ta öğretmenlik yaptığı sırada iki kez eğitim için İngiltere'ye gönderildi. Çeşitli kurslara katıldı ve yüksek lisans yaptı. Emekli olduktan sonra Yakın Doğu Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmalarını sürdürdü.

Hikâyeleriyle tanındı. Belgeselci yaklaşımı, yerel söyleyişleri ve kısa cümleleriyle dikkat çeken hikâyeleriyle tanınmıştır. Öyküleri çeşitli gazete, dergilerde yayımlanmıştır.

Öykü Kitapları:

Gadaklizmo Cehennemi (1996)
Vreççalı Mida (1996)
Yangı Yangı Limnidi (1997)
Cisusa Kaplanı (1998)
Simbadi Bucağına Gömül (1999)

Romanları:
Vreççalı Mida 1 (2001)
Vreççalı Mida 2 (2006)

siyasetçi lakapları

gomma
toplum tarafından siyasilere takılan isim. Muzip olabildiği gibi övgü de içerebilir.

rauf denktaş - Mr. No
hüseyin özgürgün - yakışıklı
bertan zaroğlu - namümkün bertan
serdar denkaş - %10 serdar
arif Salih Kırdağ - kürekçi
doğuş derya - çılgın bediş

necati özkan

ad victoriam
1899 yılında lefkoşa'da dünyaya geldi. lefkoşa türk lisesi'nden mezun olduktan sonra meslek hayatına aynı lisede öğretmen olarak başladı. daha sonra ticaret hayatına atıldı. kıbrıs türk toplumunun ekonomik olarak kalkınmasına verdiği önem nedeniyle, sigara fabrikası, inşaat malzemeleri, mermer ve mozaik fabrikası, turizm ve seyahat acenteliği gibi birçok ticari faaliyette bulundu.

1926 yılında lefkoşa belediye meclisi üyeliğine seçilerek politikaya atıldı. 1930 yılında kavanin meclisi'nin 3 türk üyeliğinden biri olan lefkoşa- girne milletvekilliğini kazandı. 1931 yılında adada çıkan rum isyanı nedeniyle kavanin meclisi'nin feshedilmesi sonrası da kıbrıs türk toplumunun politik hayatından kopmadı.

1934 yılında türkiye'ye giderek mustafa kemal atatürk ile görüştü. o güne kadar kullandığı mısırlızade soyadını özkan olarak değiştirdi. özkan soyadını kendisine atatürk verdi. 1942 yılında katak'ın ( kıbrıs adası türk azınlık kurumu ) kurucu üyesi olur. katak onun deyimiyle "kemal atatürk türk adası kıbrıs"dır. 1949'da istiklal gazetesini çıkardı. 1950'de kıbrıs türk birliği istiklal partisi'ni kurdu.

Özkan, 20 ağustos 1970 yılında vefat etti.

birinin kıbrıslı olduğunu anlama yolları

tapba lamarina
kızarmış ekmek yemez, “gabira” yer.

alışverişte “ısgonto” istediğini söyler, yani indirim.

hangi marka olursa olsun, tüm elektrik süpürgelerine “hoover” der.

yanlışlıkla birisine çarptığı zaman pardon değil, “sori” der.

çok şaşırırsa tepki verir; “e vallahi bardon!”.

beytambal kelimesini sever: beytambal galsın, bırak beytambalı...

gavvole kelimesinin çeşitlemelerini kullanır: yavvorkana, yazıkana...

oje'ye “managül”, ruja “gırmızılık” der.

haç değil, “ıstavroz” der.

yemeğe “domadez macunu” katar, yani salça!

anahtara “isviç” der.

denize yüzmeye giderken “gidiyoruk yıkanalım” der.

takım elbise giymez, “gat takım” giyer.

çöpleri atmaz, “zibilleri çıkarır”.

yerleri silmez, “moplar”, mopu da kovaya değil “mop tenekesine” batırır.

faraşa “kürek” der.

birşey çabuk yapılırsa “haçanda yaptın” der.

çok sık tekrarlayan şeyler için ise “haçana bir” der.

çikolata, cips, şeker, gofret... hepsine de “yemiş” der.

master derecesini bitirmiş olan kişilere “masterlik yaptı” der.

yün örmez, “iş işler”.

kaç para demez, “kaç guruş” der.

yaşlı annesinden bahsederken “bizim gocagarı” der.

“e mi” diye tembih etmez “aklınnan ha” der.

“mısmıl” kelimesini “iyi” anlamında kullanır.

gazeteye okumaz, “gazedda” okur.

limonata içmez, “leymonadda” içer.

ne yapıyorsun demez, “napan” der. napan kelimesini aynı zamanda nasılsın anlamında da kullanır.

ayakkabıya “potin”, açık terliğe “babıç”, kapalı terliğeyse “bandofla” der.

birisi çok konuştuğunda “haspa çıkar” ya da “ziligurti çıkarasın” der..

elektriğe “ceryan” der.

mandalinaya “yusuf”, kavuna “gavın”, limona “ekşi” der.

tasa demez “gaile ya da gayle” der.

Yemeği ısıtmaz, “gızdırır”.

Nazardan korunmak için kurşun döktürmez, buhurdanlıkta zeytin dalı yakar ve tütünür.

Mevlitlerde mutlaka tütsü yakar.

Fırını açmaz, “yakar”.

Sıvıları huni ile değil, “foniynan” döker.

Düğünlerde basdiş ağırlar. Hatta daha kısa bir süre öncesine kadar düğünlerde tepsinin içerisinde sigara da ağırlardı.

Oyalanmak demez, “gurdalanmak” der.

Eski püskü şeylere “gurrada” der.

Kızdığı bir kişiye “koştur Digoma'ya gadar” der.

Birisini çok yorduğu zaman “pastellisini çıkardım” der.

Saçına kurdele değil, “mantin” bağlar.

“İşte orada” demez, “aha oraşda” der.

“Dövmek” kelimesini galibiyet anlamında kullanır.

“Parfüm sürdüm” demez, “süründüm koku” der.

Eskiden “n'oldu be sör” derdi, şimdi moda “napan gardaş” demek.

Yengesine “genabla” hatta “genaba” der.

Tavuğu yıkarken “bibincalarını” koparır, sonra da “gabirgas” eder.

Kalitesiz nesnelere de kişilere de “ısgarta” der.

Sıcak ekmeğin arasına tahın helvası koyup yer.

Sırıtarak gülme eylemine “kişneme” der.

Ufak bir çocuğa “çişin var mı” diye soru sormaz, “işendimin” ya da “bişşan var mı” diye sorar.

Birisinin saçları çok kıvırcıksa “gap teli gibi saçları” der.

Futbolculara “topcu”, raptiyeye “pünez” der.

Sigarasını küllükte değil “taplada” söndürür, yani söğündürür.

Kımıldama demez, “gıbırdanma” der.

Euro'yu “yüro” diyo okur, avro diye değil!

Kanepeye uzanmaz, “gannebbaya yatır”.

Battaniye değil “pataniya” örtünür.

Papaza “popaz”, rum kadınlarına “cira” der.

Lapsana, gazayağı, gabbar, ayrelli ya da buğday çiçeği toplamak için dağlara çıkar.

Evin odalarına giriş, salon gibi isimler vermez; “salon-salomanje, sündürme, musandıra” der.

Limanın denizlere has olduğuna inanır, o sebeple uçakların inip kalktığı yere havaalanıdır, hava limanı değil!

Su borularına “solina” der.

Çok yakışıklı erkekler için “pisgot gibi oğlancık” deyimini kullanır.

Dondurmayı külahta değil, “pisgodda” yer.

Arabasını servise vermez, “makiniste götürür”.

Arabasını kaportacıya değil, “doğrultmacıya” tamir ettirir.

Ayakkabı tamircisi “kunturacıdır”.

Spor ayakkabıya “lasdik potin” der.

Spor yapmaya “cimlastik yapmak” der.

Azcık demez, “bir çıngı” der.

Ağır şeylere “gulle gurşun” der.

Çok zayıf ya da hastalıklı gözüken kişilere “milingidiye uğramış” der.

Çok konuşan birisine “eşşek arısı soksun dilini da husolasın” der.


gürcan erdoğan

tapba lamarina
Eski Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (KIB-TEK) Müdürü.

Kendisi ile şoförü Hüseyin İnce aleyhinde, KIB-TEK'i zarar uğrattıkları gerekçesiyle bugün mahkemeye çıkarıldı. Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yolsuzlukla ilgili yargılanan Gürcan Erdoğan ve şoförü 18 ay hapse mahkum edildi.

kaynak

saffet soykal

alasya
2012 yılında Hüseyin Kanatlı, Saffet Soykal için güzel bir yazı yazmıştı.

"Yıl 1956… Ve Saffet Soykal henüz 20 yaşındaydı.

Üç yıl kadar Bpzkurt gazetesinde görev yapan Saffet Soykal, 1959 yılında kendini, yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ortak resmi radyosu, Kıbrıs Radyo Yayın Korporasyonu'nda buldu.

1963 olaylarından sonra, 1964 Aralık ayında, o günlerde propaganda maksadıyla kurulan Anamur Radyosu'na gönderildi.

Oraya altı aylığına gitmişti; ancak 1970 yılına kadar orada kaldı.

Dışişleri Bakanlığı'nın talimatı üzerine geri Kıbrıs'a geldi.

Ancak o zamanın karmaşası içinde çeşitli istenmeyen olaylarla, hatta haksızlıklarla karşılaştı.

Bu tedirginlikler sonradan katıldığı Bayrak Radyosu'nda da sürdü.

Kendini zaman zaman mağdur hissetti.

Maddi ve manevi haklarını elde etmek için, 1973 yılında, aynı durumda olan diğer iki meslektaşı, İzzet Rzca Yalın ve Sevilay Direkoğlu ile o zamanın Bayraktar'ının karşısına çıkmak gereğini hissetti.

Bu, haklı bir başkaldırıydı.

Daha sonraki yıllarda muhtelif vesilelerle, haksızlığa, hatalara ve yanlışlıklara karşı gösterdiği tavır, hatta canlı TV yayınlarında açık açık isyan etmesi de onun meziyetleri arasındadır.

1974'ten sonra yine basın-yayın hizmetlerine devam eden Saffet Soykal, 1980 yılında TC Büyükelçiliği'nde tercüman olarak görev yapmaya başladı.

Günde 22 sayfalık Rumca gazetelerden tercümeler yapıyordu.

Ödeme konularında ve sözleşme koşullarının tatbikinde bazı 'haksızlıklar' gördüğünü ifade eden Saffet Soykal, bu haklarını talep etmek için yasal yola başvurduğunu, davanın istinafta bulunduğunu ve yakında bunun yargılanmasının yapılacağını söylüyor.

Bunu söylerken de, kendine göre hem haklılığını, hem de espri ve o tatlı isyan yönünü dile getiriyor.

BİR YIL ÖNCE 'ÖLMÜŞTÜ'

Allah gecinden versin, ama Saffet Soykal gerçekten ölmüştü.

'Ölmeden' önce Bayrak TV, Kanal T, Genç TV gibi yerli kanallarda kendine özgü yorumlarını sürdürdü.

Programları büyük bir dikkatle izleniyor; takdir görüyordu.

Hele stüdyodaki çarpıklıkları dile getirmesi ve canlı yayında gayet rahat hareketlerle olumsuzlukları isyan edercesine dile getirmesi, Türkiye kanallarının da dikkatini çekti.

Beyaz Show'a davet edilen Saffet Soykal, kısa sürede Türkiye'de de üne kavuştu.

Daha önceki yıllarda geçirdiği tüm olumsuzluklar ve haksızlıklara rağmen, yaşama ve çalışma azminden bir şey kaybetmeyen Saffet Soykal için bu gelişmeler bir nevi 'nemalanma!' görevi görüyordu.

Altı yıl kadar önce eşini kaybeden Saffet Soykal yeniden depresyona girdi.

Ancak kendini toparlamasını ve işlerine dört elle sarılmasını bildi.

Bu arada belki bir teselli, belki de dış ülkelere olan düşkünlüğü dolayısıyla, deyim yerindeyse 'Evliya Çelebi' gibi dünya turuna çıktı.

Her vesileyle, tatillerini genellikle yurt dışında geçirdi.

Amerika, Kanada yanında hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri, Ortadoğu ve diğer Arap memleketleri, Uzakdoğu ve Avustralya onun destinasyonları listesine girdi.

Artık gidecek yer kalmamıştı.

Son olarak 'öbür dünyayı' denedi.

Ve bir yıl kadar önce 'öldü'..

Gazeteciler Birliği lokalinde eski gazetecilere plaket töreni sırasında yaşandı bu acı olay…

Orada bulunan doktorların müdahalesi ile yeniden yaşama döndü Saffet Soykal…

75 yaşında yeninden doğmuş gibiydi artık…

Saffet Soykal olayı, kendine özgü o tatlı espriyle şöyle anlatıyor:

“Her tarafı gezdim dolaştım. Bir de öbür tarafı deneyeyim dedim. Kapıdakiler “Rezervasyonun yok” diyerek kıçıma bir tekme atıp beni geri dünyaya gönderdiler.”

Saffet Soykal iki kızı, bir oğlu ve üç torunuyla şimdi mutlu mu mutlu…

Emekliliğinin de tadını çıkarmaya çalışıyor.

Gezilerine de devam ediyor.

Son uğrağı Norveç fiyortları oldu.

Bundan sonra da Mars'a gitmek için rezervasyona hazırlanıyor.

İşte güzel dostumuz Saffet Soykal'ın acı tatlı hayatı…

Ona acı değil, daha tatlı bir yaşam diliyor ve “İşte Hayat” diyoruz."

büyük han

alasya
adadaki Türk mimari eserlerinin en başta gelenlerindendir.

Kıbrıs fethinin arkasından buraya tayin edilen ilk Türk beylerbeyi olan Muzaffer Paşa tarafından mimar bostan'a 1572 tarihine doğru yaptırıldığı ileri sürülmektedir. anadolu'daki alâiye (alanya) ile kıbrıs arasında yapılan ticarette tüccarlar bu handa konakladıklarından buraya alâiyeliler hanı denildiği gibi o zaman anadolu'nun güney kıyıları karaman eyaleti sayıldığı için karamanlılar hanı da denilmiştir. 18. yüzyıl ortalarında lefkoşa'da yaşayan rahip mariti şöyle diyor; ''muzaffer paşa tarafından yaptırılan, girişi beş antik mermerden olup, ortasındaki iç bahçeyi çevreleyen odaları bulunan bu han, kıbrıslılardan alınan vergilerle yaptırılmıştır. binanın orijinalinden geriye, oldukça ilginç sekizgen taş bacalar kalmıştır. bu kıbrıs binasında, ortaçağdan kalma en sıra dışı özellikleri en iyi şekilde hanın güney batı köşesinden gözlemleyebiliriz".

2002 yılında oral andız tarafından hazırlanan bir proje ile kültür ve turizm amaçlı kullanılmaya başlanmıştır.

22 kasım 2022 hp'den 64 üyenin istifa etmesi

ad victoriam
Başta Halkın Partisi Milletvekilleri Ayşegül Baybars ve Jale Refik Rogers ile 9. Dönem Halkın Partisi Milletvekili Gülşah Sanver Manavoğlu olmak üzere aralarında MYK eski üyeleri, kurucu üyeler, parti meclisi üyeleri ve ilçe örgütü üyelerinin de bulunduğu 64 kişinin istifa dilekçelerini HP Genel Merkezi'ne sunmaları durumu.

Halkın Partisi'nin zaman içerisinde kuruluş ilkelerinden uzaklaştığı, parti içi demokrasi, partinin kendi içerisinde uzlaşı kültürünü yitirmiş bir yapıya dönüştüğü ve partinin şu anki yapısı içerisinde topluma yarar sağlayabileceklerine dair inançlarını kaybettikleri gerekçe gösterilerek yapılan istifalara mevcut Halkın Partisi yönetiminin de yanıtı gecikmedi: “Halkın Partisi sayesinde milletvekili olan bahse konu isimler kendi partileri tarafından alınmış olan karara uymadıkları gün siyaset ahlakı gereği zaten Halkın Partisi'nden istifa etmeliydiler. Yani bu istifa altı ay önce gerçekleşmeliydi, geç bile kalmışlardır.”

othello kalesi

ganca
14'üncü Yüzyılda Lüzinyanlar tarafından inşa edilen Othello Kalesi, Mağusa kentinin ana girişlerinden biri olarak kullanılıyordu. Kale girişi üzerinde asılı olan St. Mark Aslanı kabartmasının altında kaleyi yeniden biçimlendiren kaptan Nicolo Foscari'nin adı ve 1492 tarihi görülmektedir. Etrafı derin bir hendekle çevrili olan Kale'nin yapısında kuleler ve topçu bataryalarıyla biten koridorlar bulunmaktadır.

Kale avlusunda bir kısmı Osmanlılara, bir kısmı İspanyollara ait toplar, demir gülleler ve taş gülleler de bulunmaktadır. Kara Kapısı bir Ravelin'le (yarım ay şeklindeki tabya) korunmuştur. Buradaki geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan yeraltı odaları bulunmaktadır.

Kalenin bugünkü adı, İngiliz döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare'in ünlü trajedyasının bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçmektedir. Oyunun kahramanı Othello, Faslı (Moor) biri olarak tanıtılır. Yazarın, adanın Venedikli valisinin soyadının anlamı 'Moor' olan Christophoro Moro'nun adını duyduğu ve yanılarak onun bir Faslı olduğunu düşündüğü sanılmaktadır.

Kale içerisinde bulunan salon günümüzde bir çok sanat ve kültürel etkinliğe evsahipliği yapmaktadır. Gazimağusa Belediyesi'nin düzenlediği geleneksel Mağusa Kültür, Sanat ve Turizm Festivali'nin de birçok etkinliği burada olmuştur.

loukia nicolaidou

goncoloz
Kıbrıs'ta profesyonel kadın sanatçılar için bir öncü olarak kabul edilen yurtdışında sanat eğitimi alan ilk Kıbrıslı sanatçı.

Loukia Nicolaidou (Lukia Nikolaidu), 1909'da Limasol'da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Yunan Dilleri Okulu'ndan mezun olduktan sonra Paris'te ABC Okulu'nda yazışma kursuna başladı. Ressam Vasilis Vryonidis'in cesaretlendirmesiyle, yurtdışında okumak için alışılmadık bir karar verdi. O zamanlar kadınlar, rollerinin eş ve anne olması beklendiğinden, tipik olarak mesleklerle uğraşmıyorlardı. 1929'da Académie Colarossi'ye kaydoldu ve burada Konstantinos Dimitriadis'ten bir yıl önce École Nationale des Beaux-Arts'a kaydolmasına yardım etti. Birlikte çalıştığı ressamlardan biri, eserlerini etkileyecek olan Lucien Simon'dı. 1933 yılında mezun olarak Kıbrıs'a döndü.

ilk kişisel sergisine 1934'te Lefkoşa ve Limasol'da açtı. ancak halkın tepkisi modern eğilimlerine karşı olumsuz oldu.[ Nicolaidou'nun 1929 ve 1933 yılları arasında yaptığı çalışmalar, öğrenimi sırasında Avrupa ideallerini benimseme ve kadın bedeni ve cinselliğe odaklanma eğilimindeydi. Kıbrıs'a döndükten sonra, kadın formunu keşfetmeye devam etti, ancak bunu Paul Gauguin'i anımsatan daha ilkel bir tarzda yaptı.

Seçtiği konu, Kıbrıs sanatında kadınların geleneksel tasvirlere, sadece anne ve eş olarak değil onları ilerici bir toplumun eğitimli ve özgürleşmiş üyeleri olarak tasvir etti. Döneminin nü resmeden az sayıdaki Kıbrıslı ressamından biri olarak tanınmıştır. ancak Nicolaidou'nun eserlerinde kadınları arzu nesnesi olarak odaklamamıştır. Eserlerinde yer alan diğer temalar arasında günlük yaşamdan sahneler ve manzaralar yer alır.

Nicolaidou 1937'de Londra'ya taşındı. İngiltere'de, Picasso'dan etkilenen geometrik şekillere odaklanarak yaptığı çalışmaları 1939'da katıldığı karma sergide sundu. Aynı yıl, Hermoupolis'ten bir armatör olan Ioannis Vassiliou ile evlendi. kendini ailesine adıyarak halka açık sergilerden çekildi. 1992 yılına kadar, eserleri Kıbrıs'ta büyük ölçüde unutuldu.

Nicolaidou 1994 yılında Londra'da hayata gözlerini yumdu. Kıbrıs'ta modern sanatın öncülerinden biri olarak hatırlanır ve eserleri Lefkoşa'daki Devlet Çağdaş Sanat Galerisi'nde sergilenmektedir.

The Good Fruit of the Earth adlı tablosu, Devlet Çağdaş Kıbrıs Sanatı Galerisi koleksiyonlarının bir parçasıdır.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol