1. (hayvan) ayağıyla yeri kazmak.
2. Yaramazlık etmek.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
2. Yaramazlık etmek.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
en küçük sorundan alınmak, duyarlı olmak.
araba tamponu.
Ölmek istemiyorum demiştin hiç duymadık ki seni
Kulaklarınız kapalı birde gözleriniz kör
Bu patriyarkal sistemine hiç uymadınız değil mi
At gözlüğünü çıkarıp at ve gerçekliğini gör
Bu ülke'de kadınların cesedi çöpte bulundu
Devlet tecavüz aklayan bin bir ferman buyurdu
Adaletiniz katillerin aşkı kadar soyuttu
Bu gün Kadın el üstünde ancak tabutlarda tutuldu
Çalışmak isteyince gördü işyerinde taciz
Yuva kurdu ancak her gün şiddet oldu hali
Gece sokaktaydı dediler bu yolludur bariz
Sonra tecavüzü haklı görmek istedi bir cani
Ve utan, buna göz yuman sen utan
Elbet katil kadar suçludur lan pervasızca susan
Ve susan bir kadın bağırdı yok mu sesimi duyan
Geldi çattı mücadele vaktin yaren artık uyan!
Gören olmaz
Güpegündüz ortasında canlar yitip gider
Duyan olmaz
Bir annenin feryatları göğsümüze siner
Bilen olmaz
Her gün taciz cinayetler, her gün aynı keder
Susan olmaz
Sen konuş ki bu karanlık bitsin artık yeter!
Binlerce kadın tabutu omuzlarda kalktı
Caddelerde ağıtları kulaklarda yankı
Çığlıkları feryatları göğsümüzde sancı
Cinayetler tecavüzler omzumuzda kamçı
Bir taraftan altın kaplı mutfağında Emine
Diğer yanda boyuna halat taktı başka Emine
Lüks araçla giderken tüm patroniçeler evine
Onlar asla bulunmadı Sibel ile aynı gemide
Çünkü bariz durdular hep sermayenin yanında
Cinayette, basında, tecavüzcü safında
Kadına şiddet eden, yakan, tecavüzü yapan
Yavru kurtlarını kurtardılar siyasetin AK'ında
45 çocuğa tecavüz, aman suspus duyulmasın
Ayakkabı kutusundan aman para bulunmasın
Ensest tecavüzden aile iyi halden kurtulması
Bir Kadın saçını açmış (kafir!) Aman ahlak bozulmasın
Diye bağırdılar tabi bozuk ahlak bekçileri
Cinselliği tabu yapan baskılayan kendileri
Özgüvensiz acizlerin kara toprak narasıyla
kararttılar gençliğini bak binlerce sevdiceğin!
Gören olmaz
Güpegündüz ortasında canlar yitip gider
Duyan olmaz
Bir annenin feryatları göğsümüze siner
Bilen olmaz
Her gün taciz cinayetler, her gün aynı keder
Susan olmaz
Sen konuş ki bu karanlık bitsin artık yeter!
Gören olmaz, Gören olmaz
Güpegündüz ortasında canlar yitip gider
Duyan olmaz, Duyan olmaz
Bir annenin feryatları göğsümüze siner
Bilen olmaz
Her gün taciz cinayetler, her gün aynı keder
Susan olmaz, Susan olmaz
Sen konuş ki bu karanlık bitsin artık yeter!
Kulaklarınız kapalı birde gözleriniz kör
Bu patriyarkal sistemine hiç uymadınız değil mi
At gözlüğünü çıkarıp at ve gerçekliğini gör
Bu ülke'de kadınların cesedi çöpte bulundu
Devlet tecavüz aklayan bin bir ferman buyurdu
Adaletiniz katillerin aşkı kadar soyuttu
Bu gün Kadın el üstünde ancak tabutlarda tutuldu
Çalışmak isteyince gördü işyerinde taciz
Yuva kurdu ancak her gün şiddet oldu hali
Gece sokaktaydı dediler bu yolludur bariz
Sonra tecavüzü haklı görmek istedi bir cani
Ve utan, buna göz yuman sen utan
Elbet katil kadar suçludur lan pervasızca susan
Ve susan bir kadın bağırdı yok mu sesimi duyan
Geldi çattı mücadele vaktin yaren artık uyan!
Gören olmaz
Güpegündüz ortasında canlar yitip gider
Duyan olmaz
Bir annenin feryatları göğsümüze siner
Bilen olmaz
Her gün taciz cinayetler, her gün aynı keder
Susan olmaz
Sen konuş ki bu karanlık bitsin artık yeter!
Binlerce kadın tabutu omuzlarda kalktı
Caddelerde ağıtları kulaklarda yankı
Çığlıkları feryatları göğsümüzde sancı
Cinayetler tecavüzler omzumuzda kamçı
Bir taraftan altın kaplı mutfağında Emine
Diğer yanda boyuna halat taktı başka Emine
Lüks araçla giderken tüm patroniçeler evine
Onlar asla bulunmadı Sibel ile aynı gemide
Çünkü bariz durdular hep sermayenin yanında
Cinayette, basında, tecavüzcü safında
Kadına şiddet eden, yakan, tecavüzü yapan
Yavru kurtlarını kurtardılar siyasetin AK'ında
45 çocuğa tecavüz, aman suspus duyulmasın
Ayakkabı kutusundan aman para bulunmasın
Ensest tecavüzden aile iyi halden kurtulması
Bir Kadın saçını açmış (kafir!) Aman ahlak bozulmasın
Diye bağırdılar tabi bozuk ahlak bekçileri
Cinselliği tabu yapan baskılayan kendileri
Özgüvensiz acizlerin kara toprak narasıyla
kararttılar gençliğini bak binlerce sevdiceğin!
Gören olmaz
Güpegündüz ortasında canlar yitip gider
Duyan olmaz
Bir annenin feryatları göğsümüze siner
Bilen olmaz
Her gün taciz cinayetler, her gün aynı keder
Susan olmaz
Sen konuş ki bu karanlık bitsin artık yeter!
Gören olmaz, Gören olmaz
Güpegündüz ortasında canlar yitip gider
Duyan olmaz, Duyan olmaz
Bir annenin feryatları göğsümüze siner
Bilen olmaz
Her gün taciz cinayetler, her gün aynı keder
Susan olmaz, Susan olmaz
Sen konuş ki bu karanlık bitsin artık yeter!
sahnelerin küçük aysel'i Kamuran Özkul.
'O bir küçük yıldızdı. Çocuk yıldızların sanat dünyası gündemine henüz girmediği, 40'lı yılların yaşı küçük sesi büyük ünlü şarkıcısıydı Küçük Aysel. Aradan yıllar geçse de eski Lefkoşa dendiğinde akla gelen, hala unutulmayan bir yıldızdır Aysel Bağdadi. Aysel Bağdadi, 1938 yılında Lefkoşa'da dünyaya gelir. Mal Müdürü Ahmet Bey'in kızı, öğretmen Bahire Hanım ile keman sanatçısı Asaf Bağdadi'nin en küçük çocuğudur Aysel. Kıbrıs'ın zor dönemlerinden birini yaşayan aile geçim sıkıntısı sonucu Kıbrıs'tan Türkiye'ye göç eder. Aysel 40 günlükken Türkiye'ye göç eden aile yıllarca Türkiye'de yaşar. İlkokula Adana'da başlayan Aysel, daha sonra ailesiyle birlikte Konya'ya gider. Sahne sanatçısı olan baba Asaf Bey sayesinde müziğin içinde doğan Aysel'in hayatı müzikle yol almaya başlar. Kızının müziğe olan yatkınlığını farkeden Asaf Bey, kızını eğitmeye başlar. Aysel inanılmaz güzel bir sese sahiptir. Asaf Bey sahne aldığı yerlerdeki ustalardan kızının ders almasını sağlayarak, Aysel'e sağlam bir müzik temeli oluşturur. Bu arada eşinin sürekli sanatçılarla içli dışlı evden uzak olan yaşamından bunalan Bahire Hanım ile Asaf Bey arasında geçimsizlik başlar. Ailenin ikinci kızı Kamuran'ın bir hastalık sonucu ölmesi, ailenin düzenini iyice bozar. Eski günlere olan özlemle Kıbrıs'a dönen aile dağılır. Bu sefer de Kıbrıs'a alışamayan Bahire Hanım, uzun bir ayrılıktan sonra Asaf Bey'den boşanır.
Oğlunu alarak Türkiye'ye dönen Bahire Hanım'ın aksine Asaf Bey ile kızı Aysel, Kıbrıs'ta kalırlar. Yıllarca evdeki sorunlar yüzünden mutlu olamayan Aysel, 9 yaşında annesiz kalır.
Annesizliğin acısını yaşayan Aysel'e yengesi Nahide Hanım sahip çıkar. Hiç çocukları olmayan Nahide Hanım ile amcası Osman Bey, Aysel'in herşeyi ile ilgilenirler. Bu arada baba Asaf Bey, kızının güzel sesi ile kendi kemanını birleştirerek konserler vermeye başlar ve Aysel okuldan uzaklaşır. Sahne tozu yutarak büyüyen Aysel için şarkı söylemek çok doğal bir olaydır. Tüm hazırlıklar gerçekleştirilerek, duyurular yapılarak Küçük Aysel, ilk kez 9 yaşında Beliğ Paşa Sineması'nda sahne alır. Sonuç harikadır. Lefkoşalılar bu küçücük çocuktan çıkan inanılmaz sese hayran kalırlar. Küçük Aysel gösterilen sevgi seli ile bulutların üstünde uçar. Baba Asaf Bey gördükleri ilgi karşısında, konserlere devam kararı alır. Ada genelinde bir konser turuna çıkan Küçük Aysel ile babası her gittikleri yerde coşkuyla karşılaşırlar. Sahnenin büyülü havasına kapılan Küçük Aysel, çok mutludur, tek mutsuzluğu arkadaşsız olmasıdır...
Küçük Aysel , ününe ün katarak bir konserden öbürüne koşarken, bazı gazeteciler bundan rahatsızlık duyar. Bu yaştaki bir çocuğun sahnede değil okulda olması gerektiği üzerine yazılan yazılar sonucunda, devlet olaya el atar ve Küçük Aysel okuluna geri döner. Okuluna dönmekten mutlu olan Aysel, yaşadıkları sonucunda mutsuz olur. Çünkü anneler kızlarının Aysel ile oyun oynamasına izin vermezler. Kötü yakıştırmalarla kızların Aysel'den uzaklaşması Küçük Aysel'i çok üzer. Sahneye çıkmanın kötü yanı olabileceğine inanamayan Küçük Aysel, erkek çocuklarla oyunlar oynar. Çok rahat ve serbest yetiştirilen Küçük Aysel, okul döneminde ayda bir okulundaki fakir çocuklar için konserler vermeye başlar. Elde edilen gelirle fakir çocukları giydiren ve doyuran okul idaresi, Küçük Aysel'e de yaptığı katkı dolayısıyla bir bilezik armağan eder.
Okul dönemi eğitimine, tatillerde de konserlere devam eden Küçük Aysel, ilkokul 4 bittiğinde Adana'da yapılan bir ses yarışmasına katılır. Mustafa Sağyaşar ile birlikte ikinci geldiği yarışmanın ardından Asaf Bey kızını Ankara Radyosunun sınavlarına götürür. Ancak eğitimi yeterli olmadığı için sınavı kazandığı halde Radyoya kabul edilmeyen Küçük Aysel, eğitimin önemini o zaman kavrar.
Türkiye'de kalmayı başaramayan Küçük Aysel, geri Kıbrıs'a döner. Kıbrıs'ta konserlerine devam eden Küçük Aysel, kendine tek hedef koymuştu o da para biriktirip gidip Türkiye'de müzik eğitimi almak. Babasının olmadığı zamanlarda bile sazendeleriyle birlikte konserlere gitmeye başlayan Küçük Aysel, herkesin sevgilisiydi. Özellikle zengin hanımlar sürekli evlerinde konuk ettikleri küçük Aysel'e kullanmadıkları gösterişli giysilerini ve takılarını, konserlerinde kullanmak üzere verirlerdi. Pahalı elmaslarla ve gözalıcı giysilerle sahneye çıkan Küçük Aysel'i izlemeye gelen bu hanımlar, özel localarda konserlerin keyfini çıkarırdı. Bu dönemlerde annesini çok arayan Aysel, hayatı boyunca hep anne özlemi ile büyür. Sahnede giydiği ilk kostümü diken Ülviye Hanım'ı hiç unutmayan Küçük Aysel, kendi kendine yetmeyi de öğrenir küçük yaşta.
Konserlerinin ilk yıllarında adaya gelen ünlü sanatçı Münir Nurettin Selçuk'la olan anısını hiç unutmayan Küçük Aysel, aldığı teklifi reddetmesini de hayatının kaybı olarak görüyor hala. Küçük Aysel'i dinlemye gelen Münir Nurettin Selçuk, sesine hayran olduğu Aysel'i alarak Türkiye'ye götürmek ister ancak yaşı küçük olan Aysel babasından ayrılmayı redderken baba Asaf Bey de biricik kızını vermeyi kabul etmez ve Küçük Aysel, ''hayatımın şansı'' dediği bu teklifi yitirir.
Çocukluğunu yaşayamadan, bebekleriyle oynayamadan, sahnede büyüyen Küçük Aysel, konserden konsere koşarken 13 yaşına gelir. Genç kızlığa adım attığı bu günlerde bir konserinde yaşanan izdiham sonucu yaralanan genç bir adam Küçük Aysel'in hayatını değiştirir. Küçük Aysel'in hayranı olan ve hiçbir konseri kaçırmayan bu genç adamın yaralanmasından çok etkilenen Küçük Aysel, delikanlının evlenme teklifini kabul eder. 13 yaşında ailesinin de rızası ile evlenen Küçük Aysel'in sahne hayatı ve eğitim düşleri sona erer. Çünkü eşi Küçük Aysel'e sahneye çıkma izni vermez. Yaşı küçük olduğu için nikahı da kıyılamayacak olan Küçük Aysel, yıllar önce ölen kendinden 5 yaş büyük ablası Kamuran'ın kimliği ile evlenir. Herşeyi küçük yaşta yapan Aysel, ilk çocuğunu da 14 yaşında dünyaya getirir. Henüz kendi çocuk olan Aysel, kızı ile bebek oynar gibi ilgilenir. Yengesi Nahide Hanım, yine Aysel'in imdadına koşarak en büyük yardımcısı olur. Kızının ardından 3 de oğlu olan Aysel, ev hanımlığına iyice alışır. Kendi oğullarını büyütürken, kızına da yengesi sahip çıkar.
Çocuklarının sahneden daha ağır bastığını dolayısıyla sahneyi özlemediğini söyleyen Küçük Aysel, kendi annesizliğinin acısını çocuklarına yaşatmak istemez ve çocuklarından uzak kalacağı sahneyi hiç düşünmez.. O dönemde ortaya çıkan müzisyenlerin kendi solistleri olduğunu da anlatan Aysel Bağdadi, o dönemlerin Mustafa Kenan, Zeki Taner ve Hatice Söğüt'ün sahne aldığı yıllar olduğunu belirtiyor.
Aradan geçen yıllar sonucunda Küçük Aysel'in sesini bilen ve özleyen tanıdıkları Aysel'in sesini duymak ister. Televizyonun tek tük olduğu Kıbrıs'ta ağırlıklı olarak radyo yayınları dinlenir. Eski dostlarından olan öğretmen Suphi Bey, bir gün kapılarını çalarak Küçük Aysel'i Atalasa Radyo Korporasyonundaki programına dahil etmek istediğini söyler.
Eşinin de rızasını alarak tekrar mikrofonu eline alan Küçük Aysel, 1957'den 1963'e kadar haftanın bir gecesi Atalasa Radyosunda piyanist Şivane Hanım ve keman sanatçısı eşi ile solo konserler verir. Yıllar sonra tekrar sanatına geri dönen Küçük Aysel, ailesine de maddi katkıda bulunur. Bu dönemde Kıbrıs'a gelerek sanata katkı koymaya çalışan sanatçı Nusret Ersöz, Suphi Bey'in organize ettiği bir ses yarışmasında jüri üyesi olur. Kıbrıs'ta ilk kez düzenlenen ses yarışmasına kocasının izni ile katılan Küçük Aysel, yarışmaya katılan tek kadındır. Erkekleri eleyerek Kıbrıs'ın Ses Kraliçeliğini kazanan Küçük Aysel, yarışmanın ardından Nusret Ersöz'den sanat müziği dersleri almaya başlar. Ekrem Güher'den de dersler alan Küçük Aysel, pek çok ünlü sanatçıdan eğitim aldığını iftiharla vurguluyor.
1963 olaylarının patlak vermesi ile birlikte 6 yılın ardından radyo konserleri sona eren Küçük Aysel, savaşın çok kötü anılar bıraktığını anlatıyor. 63 olayları başlar başlamaz, parçacı olan kocasının, Üner Ulutuğ, Hilmi Özen ve Kemal Tunç'la birlikte Tekke Bahçesi'nde Bayrak Radyosu'nu kurduklarını anlatan Küçük Aysel, Üner Ulutuğ'un isteği ile kendisinin de telefon ahizesinden yapılan ilk mikrofondan''burası Bayrak'' anonsunu yaptığını belirtiyor. Anonserliğin yanında bir süre sonra Osman Karabulut ile canlı müzikler yayınlamaya başladıklarını anlatan Küçük Aysel, Bayrak Radyosu'nun ilk elemanlarından olmanın gururunu taşıdığını ancak ilgililerin kendisini bugüne kadar hiç hatırlamadığını sitemle vurguluyor. Daha sonraları Kıbrıs'ta yoksullukla geçen dönemde şehit çocukları ve hasta insanlara yardım amaçlı konserlere katılan Küçük Aysel, müzikte sadece konserlerle var olur.
Küçük Aysel'in, 1974 yılına kadar konserlerle devam eden müzik hayatının yoğun dönemi “İlk Sahne” tiyatrosu sahiplerinin ısrarı ile başlar. Tiyatro sanatçısı Lale Oraloğlu ile tiyatroyu Kıbrıslılara sevdirmeye çalışan işletmeciler, bunu başaramayınca zararlarını karşılamak için Küçük Aysel'in iş yapabileceğini düşünürler. Küçük Aysel, gelen ısrarlı ricaları kıramaz ve sahneye çıkar. İşletmecilerin düşündüğü olur ve Küçük Aysel doldurduğu salon ile ''İlk Sahne''nin batmasını önler. İstanbul Sineması'nda gerçekleşen konser ile Küçük Aysel, Lefkoşalılar için yeniden sahnelere döner. Ancak maddi kazanç elde ettiği konserlerden çok, hayır amaçlı konserlere çıkar Aysel Hanım. Haftada bir Mücahitler Parkı'nda subay eşleri ve askerler için konserler verir. Fazıl Polat Paşa'nın da hayranlıkla izlemeye geldiği konserlerini ücretsiz verir Küçük Aysel. Atatürk'ü Anma Geceleri ve hayır amaçlı konserlerin vazgeçilmez solisti olan Küçük Aysel, 1974'e kadar konserlerine devam eder. 74'den sonra büyüyen çocuklarının gösterdiği tepki sonucunda sahnelere veda eder Küçük Aysel.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur misali sahneyi bırakmasının ardından unutulduğunu anlatan Küçük Aysel, yıllar sonra 1998'de Genç TV'nin organizasyonu ile Müzeyyen Senar'la birlikte onur ödülü aldığını ve hatırlandığını anlatıyor buruk bir şekilde. Konserlerine devlet büyüklerinin gereken ilgiyi göstermediğini vurgulayan Küçük Aysel, Kıbrıslı sanatçılara gereken değerin verilmediğinden yakınıyor. Her şarkı söyleyenin de sanatçı olmadığını ifade eden Aysel Bağdadi, piyasada anlamsız şarkılar olduğunu ve her şarkı söyleyenin kendini sanatçı sandığını söylüyor. Sanat müziğinin güzelliğinin hiçbir müzik dalında olmadığını vurgulayan Aysel Hanım, sanatçı olmak için sağlam temeli olan bir eğitim alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor.
74'ün ardından sahne hayatının tamamen bittiğini anlatan Küçük Aysel, arada sadece kıramadığı dostlarının hatırına, yardım amaçlı faaliyetlerde sahne aldığını ifade ediyor. Son yıllarda Aydın Hikmet'in düzenlediği konserlerde konuk sanatçı olarak yer alan Aysel Bağdadi, Kıbrıslı sanatçıların daha çok hatırlanmasını arzuluyor.
Küçük Aysel, sahnelere veda etmesinin ardından Türkiye'de yaşanan küçük şarkıcı furyasının tamamen maddi amaçlı olduğunu, kendinin sahneye çıktığı yıllarda ise böyle bir şeyin söz konusu olmadığını anlatıyor. Halkın Küçük Aysel'i çok sevdiğini ama kendisinin bu nedenle çok büyük bedel ödediğini ifade eden Aysel Hanım, hiç kız arkadaşı olmadığını ve çarşafların giyildiği o yıllarda kötü görüldüğünü anlatarak, Kıbrıs'ın ilk kadın sanatçısı olarak hakkettiği noktada bulunmadığını, devlet sanatçılığı ünvanına layık bulunmadığını üzülerek ifade ediyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın kendisini izlemeye, dinlemeye gelmesini ve Türkiyeli sanatçıların fotoğrafını çektiği gibi kendi fotoğrafını da çekmesini arzu ettiğini ancak bunun hiç gerçekleşmediğini söylüyor Aysel Bağdadi.
Şimdilerde evinde el işleri yaparak vakit geçiren Aysel Bağdadi, eski Lefkoşa'ya ve o dönemde yaşanan ilişkilere özlem duyuyor hep. Geçmiş yılların insan ilişkilerinin daha güzel olduğunu vurgulayan Aysel Hanım, her Cuma günü eski yaşadığı yerlere nostaljik bir gezi yaparak eski günlerini anıyor. Kendini bir Lefkoşa aşığı olarak tanımlayan Aysel Bağdadi, eski geleneklerin artık yokolduğunu bayramların bile aile birliğini sağlamadığını anlatıyor. Her bayram kendi ailesinin biraraya geldiğini bunun kendini çok mutlu ettiğini ifade eden Aysel Bağdadi, eşi, çocukları ve torunları ile çok mutlu olduğunu vurguluyor. Çocuklarının ve torunlarının herşeyin üstünde olduğunu ifade eden Aysel Hanım, 5 torununun kendisine hayat verdiğini belirtiyor.
Kıbrıs sanat dünyasının Afife Jale'si olarak tanımlayabileceğimiz Küçük Aysel, kaset ve plak yapmadan bugüne ulaşabilen ender sanatçılarımızdan. ''Küçük Aysel'den Şarkılar'' anonsu ile zaman zaman komşu radyo kanallarında bizlere nostalji yaşatan Aysel Bağdadi, Kıbrıs Türk kadını ve Kıbrıs Türk kadın sanatçıları için tarihimizde yerini almış bir temsilci. Eski Lefkoşa'dan unutulmayacak hoş bir meltem Küçük Aysel.'
Kaynak. Süleyman Ergüçlü
'O bir küçük yıldızdı. Çocuk yıldızların sanat dünyası gündemine henüz girmediği, 40'lı yılların yaşı küçük sesi büyük ünlü şarkıcısıydı Küçük Aysel. Aradan yıllar geçse de eski Lefkoşa dendiğinde akla gelen, hala unutulmayan bir yıldızdır Aysel Bağdadi. Aysel Bağdadi, 1938 yılında Lefkoşa'da dünyaya gelir. Mal Müdürü Ahmet Bey'in kızı, öğretmen Bahire Hanım ile keman sanatçısı Asaf Bağdadi'nin en küçük çocuğudur Aysel. Kıbrıs'ın zor dönemlerinden birini yaşayan aile geçim sıkıntısı sonucu Kıbrıs'tan Türkiye'ye göç eder. Aysel 40 günlükken Türkiye'ye göç eden aile yıllarca Türkiye'de yaşar. İlkokula Adana'da başlayan Aysel, daha sonra ailesiyle birlikte Konya'ya gider. Sahne sanatçısı olan baba Asaf Bey sayesinde müziğin içinde doğan Aysel'in hayatı müzikle yol almaya başlar. Kızının müziğe olan yatkınlığını farkeden Asaf Bey, kızını eğitmeye başlar. Aysel inanılmaz güzel bir sese sahiptir. Asaf Bey sahne aldığı yerlerdeki ustalardan kızının ders almasını sağlayarak, Aysel'e sağlam bir müzik temeli oluşturur. Bu arada eşinin sürekli sanatçılarla içli dışlı evden uzak olan yaşamından bunalan Bahire Hanım ile Asaf Bey arasında geçimsizlik başlar. Ailenin ikinci kızı Kamuran'ın bir hastalık sonucu ölmesi, ailenin düzenini iyice bozar. Eski günlere olan özlemle Kıbrıs'a dönen aile dağılır. Bu sefer de Kıbrıs'a alışamayan Bahire Hanım, uzun bir ayrılıktan sonra Asaf Bey'den boşanır.
Oğlunu alarak Türkiye'ye dönen Bahire Hanım'ın aksine Asaf Bey ile kızı Aysel, Kıbrıs'ta kalırlar. Yıllarca evdeki sorunlar yüzünden mutlu olamayan Aysel, 9 yaşında annesiz kalır.
Annesizliğin acısını yaşayan Aysel'e yengesi Nahide Hanım sahip çıkar. Hiç çocukları olmayan Nahide Hanım ile amcası Osman Bey, Aysel'in herşeyi ile ilgilenirler. Bu arada baba Asaf Bey, kızının güzel sesi ile kendi kemanını birleştirerek konserler vermeye başlar ve Aysel okuldan uzaklaşır. Sahne tozu yutarak büyüyen Aysel için şarkı söylemek çok doğal bir olaydır. Tüm hazırlıklar gerçekleştirilerek, duyurular yapılarak Küçük Aysel, ilk kez 9 yaşında Beliğ Paşa Sineması'nda sahne alır. Sonuç harikadır. Lefkoşalılar bu küçücük çocuktan çıkan inanılmaz sese hayran kalırlar. Küçük Aysel gösterilen sevgi seli ile bulutların üstünde uçar. Baba Asaf Bey gördükleri ilgi karşısında, konserlere devam kararı alır. Ada genelinde bir konser turuna çıkan Küçük Aysel ile babası her gittikleri yerde coşkuyla karşılaşırlar. Sahnenin büyülü havasına kapılan Küçük Aysel, çok mutludur, tek mutsuzluğu arkadaşsız olmasıdır...
Küçük Aysel , ününe ün katarak bir konserden öbürüne koşarken, bazı gazeteciler bundan rahatsızlık duyar. Bu yaştaki bir çocuğun sahnede değil okulda olması gerektiği üzerine yazılan yazılar sonucunda, devlet olaya el atar ve Küçük Aysel okuluna geri döner. Okuluna dönmekten mutlu olan Aysel, yaşadıkları sonucunda mutsuz olur. Çünkü anneler kızlarının Aysel ile oyun oynamasına izin vermezler. Kötü yakıştırmalarla kızların Aysel'den uzaklaşması Küçük Aysel'i çok üzer. Sahneye çıkmanın kötü yanı olabileceğine inanamayan Küçük Aysel, erkek çocuklarla oyunlar oynar. Çok rahat ve serbest yetiştirilen Küçük Aysel, okul döneminde ayda bir okulundaki fakir çocuklar için konserler vermeye başlar. Elde edilen gelirle fakir çocukları giydiren ve doyuran okul idaresi, Küçük Aysel'e de yaptığı katkı dolayısıyla bir bilezik armağan eder.
Okul dönemi eğitimine, tatillerde de konserlere devam eden Küçük Aysel, ilkokul 4 bittiğinde Adana'da yapılan bir ses yarışmasına katılır. Mustafa Sağyaşar ile birlikte ikinci geldiği yarışmanın ardından Asaf Bey kızını Ankara Radyosunun sınavlarına götürür. Ancak eğitimi yeterli olmadığı için sınavı kazandığı halde Radyoya kabul edilmeyen Küçük Aysel, eğitimin önemini o zaman kavrar.
Türkiye'de kalmayı başaramayan Küçük Aysel, geri Kıbrıs'a döner. Kıbrıs'ta konserlerine devam eden Küçük Aysel, kendine tek hedef koymuştu o da para biriktirip gidip Türkiye'de müzik eğitimi almak. Babasının olmadığı zamanlarda bile sazendeleriyle birlikte konserlere gitmeye başlayan Küçük Aysel, herkesin sevgilisiydi. Özellikle zengin hanımlar sürekli evlerinde konuk ettikleri küçük Aysel'e kullanmadıkları gösterişli giysilerini ve takılarını, konserlerinde kullanmak üzere verirlerdi. Pahalı elmaslarla ve gözalıcı giysilerle sahneye çıkan Küçük Aysel'i izlemeye gelen bu hanımlar, özel localarda konserlerin keyfini çıkarırdı. Bu dönemlerde annesini çok arayan Aysel, hayatı boyunca hep anne özlemi ile büyür. Sahnede giydiği ilk kostümü diken Ülviye Hanım'ı hiç unutmayan Küçük Aysel, kendi kendine yetmeyi de öğrenir küçük yaşta.
Konserlerinin ilk yıllarında adaya gelen ünlü sanatçı Münir Nurettin Selçuk'la olan anısını hiç unutmayan Küçük Aysel, aldığı teklifi reddetmesini de hayatının kaybı olarak görüyor hala. Küçük Aysel'i dinlemye gelen Münir Nurettin Selçuk, sesine hayran olduğu Aysel'i alarak Türkiye'ye götürmek ister ancak yaşı küçük olan Aysel babasından ayrılmayı redderken baba Asaf Bey de biricik kızını vermeyi kabul etmez ve Küçük Aysel, ''hayatımın şansı'' dediği bu teklifi yitirir.
Çocukluğunu yaşayamadan, bebekleriyle oynayamadan, sahnede büyüyen Küçük Aysel, konserden konsere koşarken 13 yaşına gelir. Genç kızlığa adım attığı bu günlerde bir konserinde yaşanan izdiham sonucu yaralanan genç bir adam Küçük Aysel'in hayatını değiştirir. Küçük Aysel'in hayranı olan ve hiçbir konseri kaçırmayan bu genç adamın yaralanmasından çok etkilenen Küçük Aysel, delikanlının evlenme teklifini kabul eder. 13 yaşında ailesinin de rızası ile evlenen Küçük Aysel'in sahne hayatı ve eğitim düşleri sona erer. Çünkü eşi Küçük Aysel'e sahneye çıkma izni vermez. Yaşı küçük olduğu için nikahı da kıyılamayacak olan Küçük Aysel, yıllar önce ölen kendinden 5 yaş büyük ablası Kamuran'ın kimliği ile evlenir. Herşeyi küçük yaşta yapan Aysel, ilk çocuğunu da 14 yaşında dünyaya getirir. Henüz kendi çocuk olan Aysel, kızı ile bebek oynar gibi ilgilenir. Yengesi Nahide Hanım, yine Aysel'in imdadına koşarak en büyük yardımcısı olur. Kızının ardından 3 de oğlu olan Aysel, ev hanımlığına iyice alışır. Kendi oğullarını büyütürken, kızına da yengesi sahip çıkar.
Çocuklarının sahneden daha ağır bastığını dolayısıyla sahneyi özlemediğini söyleyen Küçük Aysel, kendi annesizliğinin acısını çocuklarına yaşatmak istemez ve çocuklarından uzak kalacağı sahneyi hiç düşünmez.. O dönemde ortaya çıkan müzisyenlerin kendi solistleri olduğunu da anlatan Aysel Bağdadi, o dönemlerin Mustafa Kenan, Zeki Taner ve Hatice Söğüt'ün sahne aldığı yıllar olduğunu belirtiyor.
Aradan geçen yıllar sonucunda Küçük Aysel'in sesini bilen ve özleyen tanıdıkları Aysel'in sesini duymak ister. Televizyonun tek tük olduğu Kıbrıs'ta ağırlıklı olarak radyo yayınları dinlenir. Eski dostlarından olan öğretmen Suphi Bey, bir gün kapılarını çalarak Küçük Aysel'i Atalasa Radyo Korporasyonundaki programına dahil etmek istediğini söyler.
Eşinin de rızasını alarak tekrar mikrofonu eline alan Küçük Aysel, 1957'den 1963'e kadar haftanın bir gecesi Atalasa Radyosunda piyanist Şivane Hanım ve keman sanatçısı eşi ile solo konserler verir. Yıllar sonra tekrar sanatına geri dönen Küçük Aysel, ailesine de maddi katkıda bulunur. Bu dönemde Kıbrıs'a gelerek sanata katkı koymaya çalışan sanatçı Nusret Ersöz, Suphi Bey'in organize ettiği bir ses yarışmasında jüri üyesi olur. Kıbrıs'ta ilk kez düzenlenen ses yarışmasına kocasının izni ile katılan Küçük Aysel, yarışmaya katılan tek kadındır. Erkekleri eleyerek Kıbrıs'ın Ses Kraliçeliğini kazanan Küçük Aysel, yarışmanın ardından Nusret Ersöz'den sanat müziği dersleri almaya başlar. Ekrem Güher'den de dersler alan Küçük Aysel, pek çok ünlü sanatçıdan eğitim aldığını iftiharla vurguluyor.
1963 olaylarının patlak vermesi ile birlikte 6 yılın ardından radyo konserleri sona eren Küçük Aysel, savaşın çok kötü anılar bıraktığını anlatıyor. 63 olayları başlar başlamaz, parçacı olan kocasının, Üner Ulutuğ, Hilmi Özen ve Kemal Tunç'la birlikte Tekke Bahçesi'nde Bayrak Radyosu'nu kurduklarını anlatan Küçük Aysel, Üner Ulutuğ'un isteği ile kendisinin de telefon ahizesinden yapılan ilk mikrofondan''burası Bayrak'' anonsunu yaptığını belirtiyor. Anonserliğin yanında bir süre sonra Osman Karabulut ile canlı müzikler yayınlamaya başladıklarını anlatan Küçük Aysel, Bayrak Radyosu'nun ilk elemanlarından olmanın gururunu taşıdığını ancak ilgililerin kendisini bugüne kadar hiç hatırlamadığını sitemle vurguluyor. Daha sonraları Kıbrıs'ta yoksullukla geçen dönemde şehit çocukları ve hasta insanlara yardım amaçlı konserlere katılan Küçük Aysel, müzikte sadece konserlerle var olur.
Küçük Aysel'in, 1974 yılına kadar konserlerle devam eden müzik hayatının yoğun dönemi “İlk Sahne” tiyatrosu sahiplerinin ısrarı ile başlar. Tiyatro sanatçısı Lale Oraloğlu ile tiyatroyu Kıbrıslılara sevdirmeye çalışan işletmeciler, bunu başaramayınca zararlarını karşılamak için Küçük Aysel'in iş yapabileceğini düşünürler. Küçük Aysel, gelen ısrarlı ricaları kıramaz ve sahneye çıkar. İşletmecilerin düşündüğü olur ve Küçük Aysel doldurduğu salon ile ''İlk Sahne''nin batmasını önler. İstanbul Sineması'nda gerçekleşen konser ile Küçük Aysel, Lefkoşalılar için yeniden sahnelere döner. Ancak maddi kazanç elde ettiği konserlerden çok, hayır amaçlı konserlere çıkar Aysel Hanım. Haftada bir Mücahitler Parkı'nda subay eşleri ve askerler için konserler verir. Fazıl Polat Paşa'nın da hayranlıkla izlemeye geldiği konserlerini ücretsiz verir Küçük Aysel. Atatürk'ü Anma Geceleri ve hayır amaçlı konserlerin vazgeçilmez solisti olan Küçük Aysel, 1974'e kadar konserlerine devam eder. 74'den sonra büyüyen çocuklarının gösterdiği tepki sonucunda sahnelere veda eder Küçük Aysel.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur misali sahneyi bırakmasının ardından unutulduğunu anlatan Küçük Aysel, yıllar sonra 1998'de Genç TV'nin organizasyonu ile Müzeyyen Senar'la birlikte onur ödülü aldığını ve hatırlandığını anlatıyor buruk bir şekilde. Konserlerine devlet büyüklerinin gereken ilgiyi göstermediğini vurgulayan Küçük Aysel, Kıbrıslı sanatçılara gereken değerin verilmediğinden yakınıyor. Her şarkı söyleyenin de sanatçı olmadığını ifade eden Aysel Bağdadi, piyasada anlamsız şarkılar olduğunu ve her şarkı söyleyenin kendini sanatçı sandığını söylüyor. Sanat müziğinin güzelliğinin hiçbir müzik dalında olmadığını vurgulayan Aysel Hanım, sanatçı olmak için sağlam temeli olan bir eğitim alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor.
74'ün ardından sahne hayatının tamamen bittiğini anlatan Küçük Aysel, arada sadece kıramadığı dostlarının hatırına, yardım amaçlı faaliyetlerde sahne aldığını ifade ediyor. Son yıllarda Aydın Hikmet'in düzenlediği konserlerde konuk sanatçı olarak yer alan Aysel Bağdadi, Kıbrıslı sanatçıların daha çok hatırlanmasını arzuluyor.
Küçük Aysel, sahnelere veda etmesinin ardından Türkiye'de yaşanan küçük şarkıcı furyasının tamamen maddi amaçlı olduğunu, kendinin sahneye çıktığı yıllarda ise böyle bir şeyin söz konusu olmadığını anlatıyor. Halkın Küçük Aysel'i çok sevdiğini ama kendisinin bu nedenle çok büyük bedel ödediğini ifade eden Aysel Hanım, hiç kız arkadaşı olmadığını ve çarşafların giyildiği o yıllarda kötü görüldüğünü anlatarak, Kıbrıs'ın ilk kadın sanatçısı olarak hakkettiği noktada bulunmadığını, devlet sanatçılığı ünvanına layık bulunmadığını üzülerek ifade ediyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın kendisini izlemeye, dinlemeye gelmesini ve Türkiyeli sanatçıların fotoğrafını çektiği gibi kendi fotoğrafını da çekmesini arzu ettiğini ancak bunun hiç gerçekleşmediğini söylüyor Aysel Bağdadi.
Şimdilerde evinde el işleri yaparak vakit geçiren Aysel Bağdadi, eski Lefkoşa'ya ve o dönemde yaşanan ilişkilere özlem duyuyor hep. Geçmiş yılların insan ilişkilerinin daha güzel olduğunu vurgulayan Aysel Hanım, her Cuma günü eski yaşadığı yerlere nostaljik bir gezi yaparak eski günlerini anıyor. Kendini bir Lefkoşa aşığı olarak tanımlayan Aysel Bağdadi, eski geleneklerin artık yokolduğunu bayramların bile aile birliğini sağlamadığını anlatıyor. Her bayram kendi ailesinin biraraya geldiğini bunun kendini çok mutlu ettiğini ifade eden Aysel Bağdadi, eşi, çocukları ve torunları ile çok mutlu olduğunu vurguluyor. Çocuklarının ve torunlarının herşeyin üstünde olduğunu ifade eden Aysel Hanım, 5 torununun kendisine hayat verdiğini belirtiyor.
Kıbrıs sanat dünyasının Afife Jale'si olarak tanımlayabileceğimiz Küçük Aysel, kaset ve plak yapmadan bugüne ulaşabilen ender sanatçılarımızdan. ''Küçük Aysel'den Şarkılar'' anonsu ile zaman zaman komşu radyo kanallarında bizlere nostalji yaşatan Aysel Bağdadi, Kıbrıs Türk kadını ve Kıbrıs Türk kadın sanatçıları için tarihimizde yerini almış bir temsilci. Eski Lefkoşa'dan unutulmayacak hoş bir meltem Küçük Aysel.'
Kaynak. Süleyman Ergüçlü
harmanda ekinin sap ile tanelerini ayıran alet.
1. karış, avuç.
2. büyükbaş hayvanlar.
kaynak: orhan kabataş, kıbrıs türkçesinin etimolojik sözlüğü.
2. büyükbaş hayvanlar.
kaynak: orhan kabataş, kıbrıs türkçesinin etimolojik sözlüğü.
Güç gösterisi yaparak başkalarının konuşmasını engellemek.
dövülmüş tahılın henüz savrulmamış hali, sapla tane karışımı.
TMT örgüt yapısında oğulun başı.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
derdim olmasın da başka bir şey istemem. azıcık aşım kaygısız başım.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
el gücüyle çalıştırılan ve kahve, baharat gibi şeyleri öğütmeye yarayan bir tür küçük değirmen.
İngiltere adına 4 kez olimpiyata katılan ilk Kıbrıslı Türk.
Kıbrıslı Türk bir baba ve İngiliz bir annenin çocuğu olarak Londra'nın Hackney bölgesinde 1980 yılında dünyaya geldi. henüz dokuz yaşındayken, her iki gözündeki merkezi görüşünün kullanımını kaybettiği anlamına gelen Maküler Distrofi Startgarts adı verilen bir göz rahatsızlığı teşhisi kondu. Görme bozukluğunu öğrendikten sonra Konuralp ilkokulunda yüzmeyi öğrenmeye başladı. Bu yüzme merakı Derviş Konuralp'i olimpiyatlara kadar taşıdı. Derviş Konuralp sporculuk hayatında uluslararası yarışmalardan 14'ü altın olmak üzere 35 madalya kazandı. Konuralp, dört kez Paralimpik olimpiyatlarına katıldı. 15 yaşında 1996 Atlanta Olimpiyatlarına katıldı. 17 yaşına geldiğinde hem dünya şampiyonu hem de dünya rekortmeni odu. Konuralp, İngiltere adına dört Olimpiyat, üç Dünya Şampiyonası ve dört de Avrupa Şampiyonası'na katıldı.
Konuralp 2012'de Londra'da yapılan olimpiyatlarda olimpiyat elçisi olarak görev yaptı. Konuralp 2009'dan beri London Youth Games Hall of Fame üyesidir. Tüm bu spor faaliyetleri arasında eğitimine de devam etmiş ve City University (University of London) Computer Science (BSc) bölümünden mezun olmuştur.
Kıbrıslı Türk bir baba ve İngiliz bir annenin çocuğu olarak Londra'nın Hackney bölgesinde 1980 yılında dünyaya geldi. henüz dokuz yaşındayken, her iki gözündeki merkezi görüşünün kullanımını kaybettiği anlamına gelen Maküler Distrofi Startgarts adı verilen bir göz rahatsızlığı teşhisi kondu. Görme bozukluğunu öğrendikten sonra Konuralp ilkokulunda yüzmeyi öğrenmeye başladı. Bu yüzme merakı Derviş Konuralp'i olimpiyatlara kadar taşıdı. Derviş Konuralp sporculuk hayatında uluslararası yarışmalardan 14'ü altın olmak üzere 35 madalya kazandı. Konuralp, dört kez Paralimpik olimpiyatlarına katıldı. 15 yaşında 1996 Atlanta Olimpiyatlarına katıldı. 17 yaşına geldiğinde hem dünya şampiyonu hem de dünya rekortmeni odu. Konuralp, İngiltere adına dört Olimpiyat, üç Dünya Şampiyonası ve dört de Avrupa Şampiyonası'na katıldı.
Konuralp 2012'de Londra'da yapılan olimpiyatlarda olimpiyat elçisi olarak görev yaptı. Konuralp 2009'dan beri London Youth Games Hall of Fame üyesidir. Tüm bu spor faaliyetleri arasında eğitimine de devam etmiş ve City University (University of London) Computer Science (BSc) bölümünden mezun olmuştur.
hediye, bahşiş.
sözü bitirmek, sözü bağlamak.
Uyuz, kaşıntı.
beyazımsı veya açık gri renkli bir gövdeye sahip yaprağını döken bir bitkidir. tarlalarda orta bölgelerde yabani it olarak yetişir, dikenlidir. meyvelerinin ishale iyi geldiği söylenmektedir. tadı pek iyi değildir.
feslikan.
1. eşi hayatta olan (karı veya koca)
2. başından bir nikâh geçmiş kadın.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
2. başından bir nikâh geçmiş kadın.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
rüşvetin, yiyiciliğin ve adam kayırıcılığın işlerlik kazandığı düzeni kurup yaşatmak.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
latince adı "ricinüs komünist" olan komünist bir bitkidir.
dört metreye kadar uzayan, sütümsü bir öz suyu olan, karşılıklı yapraklı, aynı bitkide erkek çiçekler üstte, dişiler alta olan, nisan haziran aylarında yetişen, tohumları irice ve dikenli bir kapsülde oluşan, eskilerde seçimde yitirenlerin kapılarına bundan bir dal kesilerek bırakılan bir ağaççık.
özellikle baf halkı gurtunya'yı olumsuz olarak nitelerlerdi. eğer birini sevmiyor hatta nefret ediyorsanız ona gurtunya verilirdi. futbol karşılaşmalarında rakip takımlara atılırdı.
dört metreye kadar uzayan, sütümsü bir öz suyu olan, karşılıklı yapraklı, aynı bitkide erkek çiçekler üstte, dişiler alta olan, nisan haziran aylarında yetişen, tohumları irice ve dikenli bir kapsülde oluşan, eskilerde seçimde yitirenlerin kapılarına bundan bir dal kesilerek bırakılan bir ağaççık.
özellikle baf halkı gurtunya'yı olumsuz olarak nitelerlerdi. eğer birini sevmiyor hatta nefret ediyorsanız ona gurtunya verilirdi. futbol karşılaşmalarında rakip takımlara atılırdı.
uzak, ırak.
kumların sıkışmasıyla doğal olarak oluşan bir tür yapı taşı. saytaşı.
her yedi yılda bir gelen (şubat ayının 29 gün) çektiği ikinci yıl.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.
kıç, arka, anüs.
1963 Lefkoşa doğumlu siyasetçi. Ulusal Birlik Partisi Lefkoşa Milletvekilidir. Daha önce Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanılığı yapmıştır. Halen Ekonomi ve Enerji Bakanı olarak görev yapmaktadır. 30 Ekim 2021 tarihinde yapılacak Ulusal Birlik partisi kurultayında rakiplerinin video skandalı nedeniyle birbirlerine düşmeleri sonucu aradan sıyrılıp genel başkan olma şansını yakalamıştır. Şu an mutluluktan uçuyordur.
gözleri görmeyen kişinin tutunarak gitmesi.
kavun, karpuz ekilmek için hazırlanan tarla; münbit ova.
saygı ve özlemle anıyoruz.
1. mehtap
2. dolunay.
kaynak: kıbrıs ağzı, erdoğan saracoğu.
2. dolunay.
kaynak: kıbrıs ağzı, erdoğan saracoğu.
devamlı çalışılan iş; sürekli.
ahenk, uyum, düzen.
bir şeyi hiç emek vermeden,bedavadan ele geçirmek.
Sıcak yaz günlerinin baş belaları.
Birisi bu hayvancağazı sustursun.
Birisi bu hayvancağazı sustursun.
develer nerde?
palavracı.
yere çizilen şekil üzerine taş sıralanarak oynanan bir çocuk oyunu. üç taş.
gazeteci, şair ve Larnaka Belediye Başkanlığı yapmış kıbrıslı türk.
1898 yılında Larnaka'da dünyaya geldi. İlk öğrenimini Larnaka'da tamamladı. Bir süre İstanbul'da eğitim gördü. 1. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Kıbrıs'a döndü. Larnaka Amerikan Akademisi'ni bitirdikten sonra bir süre kumaş ticareti ile uğraştı. Ardından memuriyet hayatına başladı. Larnaka'da 1920 yılında kurulan Neşr-i Maarif Cemiyeti tarafından aylık olarak yayımlanan İrşad dergisini Orundalızade Abdülhamid Bey ile beraber yayımladı. Aynı zamanda derginin başyazarlığını yaptı.
1942 yılında Mağusa mahkemesine memur olarak tayin edildi. 1954 yılında kamu görevinden emekli oldu. 1955'te Larnaka Türk Belediye üyeliğine seçildi. Daha sonra Türk ve Rum belediyelerinin ayrılması üzerine Larnaka Türk belediyesinin başkanı oldu.
Kamu Hizmeti Komisyon üyeliği da yapmış olan Mehmet Nazım 1971 yılında hayata gözlerini yumdu.
![]()
Mücahit Şiiri
Canbulat'ın ruhunu şad eden koca aslan
silah elde surlarda nöbet tutan savaşkan
Erenköy'deki gençler
yoksunlukları içinde yurd için çarpışan er!
her tarafta yılmadan Türke siper mücahit,
belli arzun olmaktır ya gazi yahut şehit
ölüm kalım savaşı yaparken sen burada
yabancı kalır mı hiç anavatan davana
geç olsa da gelecek türk ordusu mutlaka,
çarpışacaksın ordu ve alayla yan yana.
gerçekleşecek o gün beslediğin ümitler
tuttuğun yol Kıbros'ı bir daha fethe gider..
1898 yılında Larnaka'da dünyaya geldi. İlk öğrenimini Larnaka'da tamamladı. Bir süre İstanbul'da eğitim gördü. 1. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Kıbrıs'a döndü. Larnaka Amerikan Akademisi'ni bitirdikten sonra bir süre kumaş ticareti ile uğraştı. Ardından memuriyet hayatına başladı. Larnaka'da 1920 yılında kurulan Neşr-i Maarif Cemiyeti tarafından aylık olarak yayımlanan İrşad dergisini Orundalızade Abdülhamid Bey ile beraber yayımladı. Aynı zamanda derginin başyazarlığını yaptı.
1942 yılında Mağusa mahkemesine memur olarak tayin edildi. 1954 yılında kamu görevinden emekli oldu. 1955'te Larnaka Türk Belediye üyeliğine seçildi. Daha sonra Türk ve Rum belediyelerinin ayrılması üzerine Larnaka Türk belediyesinin başkanı oldu.
Kamu Hizmeti Komisyon üyeliği da yapmış olan Mehmet Nazım 1971 yılında hayata gözlerini yumdu.

Mücahit Şiiri
Canbulat'ın ruhunu şad eden koca aslan
silah elde surlarda nöbet tutan savaşkan
Erenköy'deki gençler
yoksunlukları içinde yurd için çarpışan er!
her tarafta yılmadan Türke siper mücahit,
belli arzun olmaktır ya gazi yahut şehit
ölüm kalım savaşı yaparken sen burada
yabancı kalır mı hiç anavatan davana
geç olsa da gelecek türk ordusu mutlaka,
çarpışacaksın ordu ve alayla yan yana.
gerçekleşecek o gün beslediğin ümitler
tuttuğun yol Kıbros'ı bir daha fethe gider..
bir zamanlar kıbrıs dizisinde rol almışlığı vardır.
1. tokat, şaplak; katır tekmesi.
2. yabani katırları ehlileştirmek amacıyla ön ve arka ayaklarına bağlanan ip.
2. yabani katırları ehlileştirmek amacıyla ön ve arka ayaklarına bağlanan ip.
can sıkmak, kırıcı sözler söylemek, fazla konuşup yanındakinin başını ağrıtmak.
bir kimsenin çocuğunun çocuğu. torun.
onaylamak, tasdik etmek.
Gazimağusa Belediyesi tarafından 1995 senesinden beri organize edilen kültür ve sanat festivali.
ilk festival 4-14 Ağustos 1995 tarihinde gerçekleşti. festivalin programı şöyleydi.
Ortaoyuncular, Ferhan Şensoy.
Resim/Heykel Sergisi – Mehmet Ulubatlı, Nilgün Kozal, Aşık Mene, Emin Çizenel, Ayhan Menteş, Türksal İnce, İlkay Önsoy, Alper Susuzlu, Ercan Sevengül, Gülperi Sevengül, İnci Kansu, Salih İnatçı, Peran Alnar, Mustafa
Hastürk, Osman Keten, Ali Atakan, Taylan Oyuzkan, Kemal Ankaç, Filiz Ankaç, Cem Sungurtekin, Baki Boğaç, Şinasi Tekman, Şenol Özdevrim, Kemal Karaderi.
Konser “Sevdalı Kıyılar” – Muammer Ketencoğlu ve Cengiz Onural.
Klasik Müzik Konseri – Demet Akalın, Erkan Dağlı, Rana Uluçay, Beyhan Demirdağ.
Söyleşi – “Sinema Üzerine” – Mahinur Ergün.
Tiyatro – “Kara Kedi Geçti” – Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları.
Panel – “Kimlikler ve Ötesi” – Ali Akay, Mehmet Yaşın, Sevda Kural Alankuş, Hakkı Yücel.
Konferans – “Mağusa'nın Tarihsel Yapısı” – Turhan Kamil Reishan
Gitar Resitali – Kemal Belevi
Sanat Buluşması – Kıbrıs Türk Yazarlar ve Sanatçılar Birliği
Konser – Ezginin Günlüğü
Gençlik Konseri – SOS ve Jazz Mania
ilk festival 4-14 Ağustos 1995 tarihinde gerçekleşti. festivalin programı şöyleydi.
Ortaoyuncular, Ferhan Şensoy.
Resim/Heykel Sergisi – Mehmet Ulubatlı, Nilgün Kozal, Aşık Mene, Emin Çizenel, Ayhan Menteş, Türksal İnce, İlkay Önsoy, Alper Susuzlu, Ercan Sevengül, Gülperi Sevengül, İnci Kansu, Salih İnatçı, Peran Alnar, Mustafa
Hastürk, Osman Keten, Ali Atakan, Taylan Oyuzkan, Kemal Ankaç, Filiz Ankaç, Cem Sungurtekin, Baki Boğaç, Şinasi Tekman, Şenol Özdevrim, Kemal Karaderi.
Konser “Sevdalı Kıyılar” – Muammer Ketencoğlu ve Cengiz Onural.
Klasik Müzik Konseri – Demet Akalın, Erkan Dağlı, Rana Uluçay, Beyhan Demirdağ.
Söyleşi – “Sinema Üzerine” – Mahinur Ergün.
Tiyatro – “Kara Kedi Geçti” – Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları.
Panel – “Kimlikler ve Ötesi” – Ali Akay, Mehmet Yaşın, Sevda Kural Alankuş, Hakkı Yücel.
Konferans – “Mağusa'nın Tarihsel Yapısı” – Turhan Kamil Reishan
Gitar Resitali – Kemal Belevi
Sanat Buluşması – Kıbrıs Türk Yazarlar ve Sanatçılar Birliği
Konser – Ezginin Günlüğü
Gençlik Konseri – SOS ve Jazz Mania
çekirdekli pamuk.
Köprülü Hacı İbrahim Ağa Camii olarak bilinir.
1825 yılında Köprülü Hacı İbrahim Ağa tarafından bağışlanan bu camii 1974 savaşından sonra Kıbrıs Rum kesiminde kaldı. Limasol'da bulunan camii şehrin ikinci camii olarak sadece cuma günlerinde açılır. 13 Nisan 2012 gününde son cemaat yerine benzin dökülerek camii kundaklandı.
1825 yılında Köprülü Hacı İbrahim Ağa tarafından bağışlanan bu camii 1974 savaşından sonra Kıbrıs Rum kesiminde kaldı. Limasol'da bulunan camii şehrin ikinci camii olarak sadece cuma günlerinde açılır. 13 Nisan 2012 gününde son cemaat yerine benzin dökülerek camii kundaklandı.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?



